Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 17 Mart 2016 12:28

Türkiye'den köşe yazarları

Türkiye'den köşe yazarları

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde "İşsizliği çözmeye kimsenin niyeti yok"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Aralık 2016 işsizlik oranları açıklandı. 2014 yılı Aralık ayında yüzde 10.9 olan işsizlik oranı, 2015 yılı Aralık ayında yüzde 10.8 oldu.Yüzde 10.8 işsizlik oranı diğer ülkelerle karşılaştırırsak yüksektir.Söz gelimi, bizim de üye olduğumuz OECD ülkelerinde, Ocak 2016 itibariyle ortalama işsizlik oranı yüzde yüzde 6.5 oldu.Tarım sektörü işsizliği emiyor. Gizli işsizlik var. Zira bir tarlada beş veya altı kişi de çalışsa, aynı günde aynı verimi alıyor. Bazen fazla çalışanlar iş düzenini bozuyor ve verimlilik düşebiliyor da... Bu nedenle tarım dışı işsizlik önemlidir. Tarım dışı işsizlik oranı da Aralık 2015'te yüzde 12.7 oldu."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gençlerde işsizlik oranı yüksektir. Fiili işsizlik oranına bakarsak, üç gençten birisi işsizdir. Dünyada da gençler arasında işsizlik oranları ortalamadan daha yüksektir. Öncelikle gençler arasındaki işsizliği azaltmak zorundayız. En etkili yol da eğitimde iş gücü planlaması yapmaktır.
İkinci Dünya Harbi'nden sonra en yüksek işsizliği yaşıyoruz. Bunun bir nedeni, küreselleşmenin getirdiği sorunlardır. Bir diğer nedeni ise orta ve uzun dönemli plan ve programlara bağlı iktisat politikaları yerine, günü birlik politikalara dönmüş olmamızdır.
İşsizliğin çözülmesi her şeyden önce siyasi iktidarların niyetine ve tercihine bağlıdır. Söz gelimi, bütçeden kamu yatırımlarına ve özel yatırımları desteklemeye daha çok pay ayrılırsa, üç-beş sene sonra işsizlik azalır. Ancak bu zaman içinde bütçenin yardımlar gibi harcamaları azalır. Bu da siyasi iktidarlara kısa dönemde maliyet getirir.
Sonuç: İşsizlik, bugün yaşamakta olduğumuz terör gibi kötülüklerin de anasıdır. Siyasi iktidarların istihdam politikasına uzun dönemli bakmaları gerekir. Orta ve uzun dönemli planlama yapılmalı ve insan gücü ve eğitimde iş gücü planlaması da aynı planlar içinde yer almalıdır.
...***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, " terör ekonomiyi vuruyor" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Türkiye dokuz ay önce 7 Haziran 2015'te normal genel seçimlerini yaptı. Ve seçmen tek parti iktidarına izin vermedi. Koalisyon istedi. Çünkü 2013 yılında 822 milyar dolar olan milli gelir 2015 Haziran ayında 722 milyar dolar düzeyine geriledi. Yani yaşanan bu fakirleşme sandığa yansıdı. İşte sandıktan çıkan bu tablonun ardından seçmenin isteği doğrultusunda kapsayıcı bir hükümetin kurulması gerekiyordu. Hattâ Dünya Bankası da kapsayıcı bir hükümet kurulması hâlinde Türkiye ekonomisinin istikrara kavuşacağını ileri süren bir rapor hazırladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Peki, neydi bu kapsayıcı hükümet modeli?
Şuydu; en çok oy alan iki büyük parti ya da TBMM'de çoğunluğu sağlayacak üç partili bir hükümet kurulması hâlinde Türkiye'nin normalleşeceği düşünüldü. Bu düşünce doğruydu. Ama beklenen olmadı. 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından birdenbire patlamalar başladı. Terör saldırıları hızla çoğaldı. "İşte gördünüz tek parti iktidarı olmazsa istikrar olmaz. Terör olur" kanaati yaygınlaştırıldı. Ve istikrarın ancak yeni bir seçimle sağlanacağı ileri sürüldü. Dolayısıyla istikrarı sağlayacak pek çok koalisyon alternatifi yok edildi.
Bu arada ana muhalefet partisi CHP'ye Türkiye geleneğinde hakkı olduğu hâlde hükümeti kurma görevi verilmedi. Ardından 1 Kasım 2015'te yapılan seçimlerde, milli geliri iki yılda 100 milyar dolar düşüren parti yine tek başına iktidar oldu. Fakat milli geliri düşüren ve yeni bir ekonomik senaryosu olmayan bu parti yani AKP eski söylemiyle yoluna devam etmeye çalıştı. Fakat terör durmadı. İstikrar getireceği söylenen tek parti iktidarında da terör devam etti. Çünkü dış politikada hesapsız Ortadoğu söylemi terör yapabilecek alternatifleri çoğalttı. Ama artan terör alternatiflerine karşı hükümet sanki sorumluluk hissetmeyen bir tavır içerisine girdi. Dün CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun belirttiği gibi bir de "Terörle yaşamaya alışın" diyen yancılar ortaya çıktı.
Yine siyasetçilerin "Talimatlar verildi" söylemi artık basın toplantılarında alışkanlık hâline geldi. Oysa talimat vermekle işin bitmediğini tecrübeli bürokratlar bilir. Siyasetçinin görevi talimat vermekle bitmez. Siyasetçi bizzat işin başında olmalı ve siyasi sorumluluğu gerektirdiği için olayı yönetmelidir. Çünkü imza yetkisi siyasetçinindir. Bürokrat siyasetçinin imzası olmadan uygulama yapamaz. Hattâ bürokratın uygulama yapmak için harcama onayını siyasetçiden almak zorunda olduğunu da bu arada belirtelim.
Anlattık, çünkü; her patlamanın ardından o bölgede bulunan pek çok ticarethane ve alışveriş merkezi büyük hasar görüyor ve ardından kapanıyor ya da el değiştiriyor. Ve halk terör korkusuyla sokaklara çıkamıyor. Alışveriş duruyor. Beklentiler olumsuza dönüyor. Bildiğiniz gibi Ocak 2016 perakende ticaret hacmi bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında geriledi. Tabii bu arada terör turizmi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını da olumsuz etkiledi ve etkiliyor.
Hatırlayacaksınız Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye'nin 30 yılda terörden 1,2 trilyon dolar zarar gördüğünü açıkladı. Bu paranın alternatif kullanımı hâlinde kişi başına gelirin 20 bin dolar olacağını söyledi. Dolayısıyla terörün bu ülkeye verdiği zarar hızla çoğalıyor.
O hâlde ne yapmalı?
Şunu yapmalı; "Talimat verdim" söyleminden kurtulacak, bürokratın yanında sorumluluğu üstlenebilecek siyasetçilerden oluşan kapsayıcı bir hükümet kurulmalı. Böylece bu ülke kutuplaştırma siyasetinden kurtarılmalı. Kutuplaşmayı önleyecek, küresel hukuk kurallarına uyacak kapsayıcı kadrolar AKP- CHP koalisyon hükümeti içerisinde olabilir. Aksi takdirde ekonominin sürdürülemez hâle geleceğini belirtelim.
...***
Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesinde, "'Yeni' Türkiye'de ekonomik şiddet: Kiralık işçilik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Şiddet ve terörün ulusumuzu dört bir yandan çevrelediği günler yaşıyoruz. "Şiddet", kuşkusuz, sadece siyasi yaşam ile sınırlı değil; ekonomik şiddet de "yeni" Türkiye'nin bir parçası. Sözünü ettiğimiz şiddet, emeğin kazanımlarına ve örgütlenme haklarına yapılmış topyekûn bir saldırıyı içeriyor: 8 Şubat 2016 günü TBMM Başkanlığı'na sunulan "İş Kanunu ile Türkiye İş Kurumu Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair" kanun tasarısı...
Özetle, tasarıyla işsizler "Özel İstihdam Büroları"nın (ÖİB) elemanı olaca. Maaş ve sigortalarını da bu bürolar ödeyecek. İşveren dilediği koşul ve süreyle buralardan işçi kiralayacak. Çalışma hayatını baştan sona değiştirecek yasanın 21 Mart'a kadar TBMM'den geçirileceği öngörülmekte."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Daha somut ifadeyle, istihdam büroları işsiz konumundaki başvuru sahiplerini sigortalı olarak işe alacaklar ve "kiralanacak işçinin" maaşı asgari ücret üzerinden yatırılmış olacak. İşletmeler ilgili istihdam bürosundan işçiyi kiralayacak ve "kiraladıkları" işçiye ait hiçbir yükümlülük üstlenmemiş olacaklar.
Yasa tasarısı "kiralanma" üzerine çeşitli kısıtlar da öngörmekte. Tasarıya göre işyerlerinde çalışan sayısının en fazla yüzde 25'ine kadarı kiralık işçi olacak. Ancak 1 ile 10 arasında çalışanı bulunan KOBİ'ler için bu sınırlama uygulanmayacak ve KOBİ'ler istediği kadar kiralık işçi çalıştırabilecek. Buna ilaveten, işçiler kiralandıkları işyerinde en fazla 6 ay çalışabilecek. "Kira" süresi dolan ya da "beğenilmeyen" işçi ise istihdam bürosuna geri dönecek. İstihdam büroları işveren ile (kiralık) işçi arasında bağlantıyı oluşturacak ve işverenden alınan ücretin bir kısmı ile işçinin maaşını ödeyecekler; geriye kalan kısım ise ÖİB'lere kalıyor olacak. Dolayısıyla, istihdam büroları "kiralık" işçi üzerinden kâr sağlama amacı güderken işçiler de çifte sömürü ile baş başa kalacaklar.
Sendikalar ve diğer emek örgütleri ise, yasa tasarısıyla öncelikle yasal hakların ortadan kalkacağını vurgulamakta. Öncelikle, işçiler kiralanacağı için sigortaları kesik yatacak, emekli olmaları zorlaşacak. Kıdem tazminatları fiilen ortadan kalkacak ve işçilerin düzenli bir işyeri olmadığı için zam almaları ve pahalılığa karşı ücretlerinin gerçek düzeyini korumaları güçleşecek.
DİSK Başkanlar Kurulu kiralık işçilik sistemini şu başlıklar altında eleştirmektedir:
√ Kuraldışı, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri kural haline gelecek.
√ İşverenlerin işten çıkarma maliyetleri düşecek, işçiler kullanılıp kovulacaktır.
√ İddia edildiği gibi kayıt dışı istihdam edilenler güvence kazanmayacak; aksine formel sektörlerde, sendikal örgütlenmelerin olduğu alanlarda güvencesizleşeceklerdir.
√ Gelir, emeklilik, yıllık izin, sağlık ile ilgili bütün haklar tamamen ortadan kalkacaktır.
√ Uzun çalışma saatleri açısından dünyada zirvede yer alan ülkemizde, kiralık işçiler yoğun bir sömürü çarkı içinde olacaktır.
√ Ülkede iş hukuku, işçi-işveren arasındaki sözleşme, işyeri ve işkolu düzenlemeleri üzerine kuruludur. Meclis'teki tasarı, bu hukuksal düzeni geçersiz hale getirecek. Çalışma yaşamı hukuk dışı bir hal alacaktır.
√ İşverene toplu işten çıkarma hakkı tanınacak, işveren aynı işçiyi istihdam bürolarından çok daha ucuza, sendikasız, haksız hukuksuz kiralayabilecektir.
...***

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile