Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 16 Mart 2016 12:23

Türkiye'den köşe yazarları

Türkiye'den köşe yazarları

Ümit Kıvanç, Radikal gazetede, "Başkanlık gelirse savaşla gelecek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Tam da Türkiye'nin en büyük sorununu kansız savaşsız çözebilecek bir imkân doğmuşken birden yoldan sapılması, bütün tahakkümcülerin en sevgili motifi olan "millet" hakkında insan olana çok şey anlatır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
"Haber Nöbeti" girişimi için, bu girişimin altıncı ekibiyle birlikte Diyarbakır'daydım. Ekipten biraz erken gittim, rastladığım, fırsat yaratabildiğim herkesle konuşmaya çabaladım. Ekip olarak da bir dizi ziyaret yaptık, hem siyasetçilere hem dernek-sendika yöneticilerine hem meslektaşlarımıza birçok soru sorduk, cevaplar aldık, alamadık, kimi zaman tartıştık. Kürt illerinde binbir zorlukla, bazen can pahasına gazetecilik yapmaya çalışan meslektaşlarımıza ne hayrımız dokundu, bunu biz kestiremeyiz, ama gezinin bize büyük yararı oldu. Çok şey öğrendik. Bir yan-ürün olarak da, mesleğimizin icaplarını yeniden hatırladık, mesleğimizle küskünlüğümüz dargınlığımız azıcık azaldı. Gazeteciliğin aslında ne kadar hayatî bir işlevle yüklü olduğunu yeniden düşündük.
Olan bitene kafa yoran bölge insanlarının düşünce ve öngörülerini ayrıntılı olarak paylaşmanın, sizi kendi izlenim ve çıkarsamalarıma mahkûm bırakmaktan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmama fırsat olur, umarım. Zira Pazar günü, sekiz gün boyunca peyderpey yüklenen bin türlü ağırlığın altında ezilmiş halde, güya hiçbir şey düşünmeyip maç seyrederek uçak saati beklerken "Ankara'da patlama" haberiyle sarsıldık.
Dönüp size aktaracaklarım arasında en önemli başlıklardan biri şuydu: Böyle giderse şöyle olacak! Herkes savaşın büyüyeceğinden, derinleşeceğinden, yayılacağından endişeli, diyecektim. Oldu bile. Şimdi devlet muhtemelen Yüksekova, Şırnak ve Nusaybin'de yine korkunç işler yapacak, artık yine Ankara'da mı neredeyse buna daha büyük karşılık gelecek - korkarım.
Savaşsız diktatörlük olmaz. Yasanın, hukukun bütünüyle iptal edildiği, tamamen "keyfî idare"yle yürütülen bir devletin egemenliği ve tek kişinin hükümdarlığı, bu karmaşıklık ve gelişmişlik düzeyindeki bir toplumda savaşsız sürdürülemez. İktidar propaganda aygıtından bir gazetecinin "Terörle yaşamaya alışmalıyız" sözleri, bu bakımdan, başkanlık sisteminin nasıl sürdürüleceğine dair erken bir tarif sayılabilir.
Propaganda aygıtının en saldırgan unsurunun "Ya başkanlık ya kaos" manşetiyse, aynı nedenle, sadece bir tehdit değil aynı zamanda düpedüz yalandır; hakikatin tam tersidir. Başkanlık sistemi, başlı başına bir kaos rejimi olacak. Böyle bir rejimin görece sağlam bir destekle kurulabilmesi sadece bir tek yolla sağlanabilir: Beklenmedik facialar, kitlesel ölümler, güvenlikli hiçbir ortamın kalmaması, insanların varlık-yokluk endişesine düşmesi.
Tam da Türkiye'nin en büyük sorununu kansız savaşsız çözebilecek bir imkân doğmuşken birden yoldan sapılması, bütün tahakkümcülerin en sevgili motifi olan "millet" hakkında insan olana çok şey anlatır. Bu devletin neyin üstüne kurulduğunu, temel mantığını, esas kırmızı çizgilerini falan anlatır. Bugün hukukun yasanın bir anda kaldırılıp kenara atılabilmesine zemin yaratmış olan, onlarca senelik yanılsama rejimi hakkında çok şey anlatır.
...***
Ahmet İnsel,Cumhuriyet gazetesinde, "Kaostan hayır bekleyenler" başlıklı yazısını okuyucularlapaylaşıyor.
"Uzak geçmişe ya da on veya yirmi yıl öncesine atıf yapmadan, şu son sekiz aydan beri yaşananlar haftanın neredeyse bütün günlerini "kanlı" olarak nitelemeye yeterli: Kanlı Pazartesi (Suruç, 22 Temmuz), Kanlı Cumartesi (Ankara, 10 Ekim), Kanlı Çarşamba (İstanbul, 13 Ocak ve Ankara, 17 Şubat), Kanlı Pazar (Ankara, 13 Mart). Toplamda 200'ün üzerinde insanın hayatını kaybettiği, bir kısmını IŞİD üyelerinin yaptığı bu beş intihar bombacısı eyleminin yanında, aynı sekiz ay içinde Türkiye'nin Kürt illerinde ölen güvenlik görevlisi, sivil ve PKK veya YDGH militanı sayısı da 1000'i aşmış durumda. Nusaybin, Yüksekova ve Şırnak'ta başlayan operasyonlarla bu sayının hızla artacak olması maalesef güçlü bir ihtimal. Yaptığı, iktidarın hoşuna gitmediği için tutuklanan, işinden, okulundan atılan, mallarına el konanlar da cabası."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kaos tehdidi, 7 Haziran seçimleri öncesinde AKP önde gelenlerinin diline pelesenk olmuştu. 8 Haziran sabahı, AKP milletvekili ve anayasa hukukçusu Burhan Kuzu, "Ya istikrar, ya kaos dedim, millet kaosu seçti; hayırlı olsun" demişti. "400'ü verin, bu iş huzur içinde çözülsün" diyerek, son derece açık ve net konuşmuştu AKP'nin reisi. Başkanlığı vermemenin topluma ödettirilen bedeli son derece ağır. Olan hayır bu.
Bugün kaos kelimesinin bile tarif etmekte yetersiz kaldığı bir ortamdayız. Yarının bugünleri de aratacağı endişesi toplumun büyük çoğunluğunu sarmış durumda. "Ya ben ya da kaos" diyerek, oyun kurucu olmaya çalışanların da artık oyunun denetimini büyük ölçüde kaybettikleri, provokasyon, şiddet, savaş ve toplu yıkımın sarmalında, dümeni kilitlenmiş gemi gibi bilinmedik sulara sürükleniyoruz.
Milletin kaosu seçtiğini iddia edecek kadar kibirli iktidarın, kaos tehdidi ile ülkeyi sürüklediği yerin kaosun katmerlisi olması elbette bir rastlantı değil. Finans ekonomisinde çok kullanılan, kendi kendini doğrulayan kehanet kuramının siyasetteki benzeri burada geçerli. Şiddet yöntemlerinin en kanlısını, en acımasızını ve körünü siyasete ikame etmeye teşne olanların harekete geçeceği ortamı, parlamentoda çoğunluğu kaybetmeyi milletin kaosu seçmesi olarak yorumlayanlar hazırladı. Ortam hazır olunca, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
...***
Ahmet Takan Yeniçağ gazetesinde, "İstifayı düşündüler amaa!"başlıklı yazısını okuyucularlapaylaşıyor.
"Her büyük acının ardından, içeriği iyice manasızlaşan adeta geyik muhabbetine dönüşen tartışmalar, sorular..."İstifa yok mu?", "güvenlik önlemlerinin yetersizliği", " istihbarat zafiyeti"...Kan uykusu demek bu kadar ağır olurmuş da bilmezmişiz. Türkiye'nin en büyük zafiyeti; yönetim. Hem de her kademede. Tepeden tırnağa. Başkomutanlıktan, Başbakanlığa, oralardan tüm Bakanlıklara, yargıya, siyasi partilere... Her yere; çürütürcesine sirayet etmiş bu yönetim zafiyeti. Kifayetsiz muhterislerin de işine çok geliyor. Büyük AKP devlet adasının yanında küçük AKP modeli adacıklar da oluşuverdi her yerde. Şahsi istikballer her şeyin önüne geçti. Tek istisnası, önüne asla ve kat'a geçilemeyen, geçilmesi teklif dahi edilemeyen; reisler."diyen yazar, yazısının devamında şuifadelere yer veriyor:
...***
O şerefli istifa müessesesinin, içi boşaltıldı. Onursuzlaştırıldı. "O istifa etse ne olacak ki yerine gelecek daha mı iyice olacak" psikolojisi milletin kabulünde kurumsallaştırıldı. Bunları kabullene kabullene her büyük katliamın ardından feryat figan ediyoruz. Ne kadar acı!.. Bu kifayetsiz muhterislere yol verenlerin, istifa edecek kadar onuru olmayanları bizim seçtiğimizi unutuyoruz. Her defasında "hadi bir kere daha "dediğimizi hiç hatırlamıyoruz. 10 Ekim 2015'te Ankara Gar'ı patlatıldı 109 can verdik, 17 Şubat 2016'da Merasim Sokak patlatıldı 29 can verdik, 13 Mart 2016'da Kızılay'da Bulvar patlatıldı -bu satırların yazıldığı sırada- 37 can verdik. Haa!.. Bu arada 20 Eylül 2011 tarihinde Ankara'nın göbeğinde Kumrular Sokak da patlatılmış ve 5 can 40 yaralı vermiştik. O zamanlarda da "istifa eden yok mu" diye geyik çeviriyorduk!... O, sözde bıraktığımız zafiyet sorumluları, istifa makamlarındaki şahsiyetler döne dolaşa hep bizim tepemizde. Başkomutanlıklarda, bakanlıklarda, yargıda, siyasi partilerde hâlâ bizi yönetiyorlar. Biz de yarın yalan olacağını bile bile soruyoruz; "istifa eden yok mu?" Her halde, bütün bu olup bitenlerin yaşanan acıların tek sorumlusu benim. O yüzden gazetedeki tüm görevlerimden istifa etmem gerekiyor. Fakat koltuk tatlı, cukka da çok iyi. Kusura bakmayın arkadaş. Yarın nasıl olsa unutursunuz!.
Valiler, Emniyet Müdürleri kararnamesi, bürokrasideki tüm atamalar, terörle mücadele yöntemleri ve dokunulmazlık ve bilumum konularda "Başbakan" ile ters düşen İçişleri Bakanı Efkan Ala vitesten attı. Koştu saraya; "ben bu adamla daha fazla çalışamayacağım" dedi. R.Erdoğan, sağ koluna kısa bir teskin edici seans uyguladıktan sonra, ona da "sabret" dedi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile