Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 01 Şubat 2016 06:46

Nura giden yol(714) Kasas- 83 ila 85

Nura giden yol(714) Kasas- 83 ila 85

Kasas suresinin 83. Ayeti:

تِلْكَ الدَّارُ الْآَخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

(28:83)

Yani:

İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.

Geçen bölümde Karun'un öyküsünü ve isyan edip böbürlendiği için helak edildiğini anlattık. Bu ayet bu maceradan genel bir ders çıkarmak üzere şöyle buyurmakta: Kendilerini başkalarından üstün sanan ve başkalarına üstünlük taslayanlar bilsinler ki kıyamet gününde onların yeri cennet olmayacaktır, zira cennet, pak ve muttaki ve salih insanların mekanıdır.

Kibir ve istikbar, zenginlerin ve dünyatalep insanların özelliğidir ve bu özellikler hem onları fesada sürükler ve hem güç ve servetleri toplumda fesadı yaygınlaştırır.

Tarihte belirtildiği üzere İmam Ali –s– insanlara hükmettiği dönemde şöyle buyurmuştur: Ben gücü üstünlük aracı yapmadığım gibi, servet sahipleri de mali gücünü başkalarına sulta aracı yapmamalıdır.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Servet ve güç tek başına fesat getirmez. Fesada yol açan ve yaygınlaştıran şey, servet ve güce dayanarak sultacılık yapmaktır.

2 – Gerçek muttaki, tevazulu olan ve başkalarına üstünlük taslamayan kimsedir.

Kasas suresinin 84. Ayeti:

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ إِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

(28:84)

Yani:

Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.

Geçen ayetin devamında bu ayet ahiret aleminde ceza ve mükafat düzenini beyan ederken, şöyle buyurmakta:

Allah teala mükafat verirken, insanların ameline değil, kendi lütuf ve fazlına bakar. Dolaysıyla Allah'ın mükafatının değeri, insanların hayır amelinden çok fazladır ve bazen on kat, bazen yüz kat, bazen yedi yüz kat ve bazen sayısızdır. Doğal olarak ilahi lütuf ve inayet insanın iyi niyetine ve ihlasına bağlıdır ve aynı ameller, farklı saiklerle gerçekleştiği için farklı şekilde mükafatlandırır. Ancak çirkin ameller konusunda Allah teala adaletine göre davranır ve her kötü amelin cezasını çirkin tesirine göre belirler. Bu tesir, o kötü ameli işleyen insandan sonra yıllar ve belki de asırlarca sürebilir ve toplumda fesat ve günahı yaygınlaştırabilir.

İlginçtir ki ayet, Allah kötüleri cezalandırır, demiyor ve bunun yerine şöyle diyor: Onların cezası kendi yaptıkları amelleridir. Yani onlar ne yaptıysa, kıyamet gününde amellerine uygun şekilde zuhur eder. Gerçekte onların kendi amelleri, kıyamet gününde acı çekmelerine sebebiyet verir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – İyi amel kimden gelirse gelsin, takdir edilir ve mükafatı vardır; ister dünyada ister ahirette.

2 – Sadece iyi amel yeterli değildir ve bu iyi ameli kıyamete kadar taşımak da önemlidir. Nitekim günah işlemek, minnet, kibir veya riya gibi durumlar insanın iyi amelini yok ederek kıyamete kadar gelmesini engelleyebilir.

3 – Yüce Allah iyiliklerin mükafatını fazlına göre verir, fakat kötülerin cezasını verirken adaletine göre davranır.

Kasas suresinin 85. Ayeti:

إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآَنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ قُلْ رَبِّي أَعْلَمُ مَنْ جَاءَ بِالْهُدَى وَمَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

(28:85)

Yani:

(Resûlüm!) Kur'an'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: Rabbim, kimin hidayeti getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir.

Bu ve bundan sonraki Kasas suresinin geriye kalan son bir kaç ayetinin muhatabı, İslam Peygamberi'dir –s– ve ilahi emir üzerine Mekke'den Medine'ye hicret etmesi gerekir.

O dönemde Mekke müşrikleri büyük servet ve güç sahibiydi ve kimseye Resulullah efendimize –s– iman etmesine müsaade etmiyordu ve kim iman ederse, taciz ve işkenceye maruz kalıyordu. Nitekim seyrek sayıda iman eden müslümanlar üç yıl boyunca en ağır sosyal ve iktisadi kuşatmanın altında kaldı ve müşrikler onları en kötü şartlara maruz bıraktı. Fakat bu işten sonuç alamayan müşrikler bu kez İslam Peygamberi'ni –s– ortadan kaldırmaya karar verdi. Burada Allah teala peygamberine Mekke'den Medine'ye hicret etmesini emretti.

Allah Resulü –s– bir yandan Mekke'de kalmak istiyordu, zira burası hem doğduğu yerdi, hem Allah'ın evi Kâbe buradaydı. Öte yandan davetini yaygınlaştırmak için Mekke'den hicret etmesi gerekiyordu.

Kur'an'ı Kerim bu ayette İslam Peygamberi'ne –s– şöyle hitap ediyor: Kur'an'ı Kerim'i sana nazil eden ve bu hicrete emreden Allah sana, bir gün seni doğduğun yere, yani Mekke'ye geri getireceğini vadediyor, hem de öyle bir konumda ki, müşriklerin yerine sen ve müminler güç ve iktidarın sahibi olacaksınız.

Ayet Resulullah'a –s– hitaben şöyle devam etmekte:

Senin risaletini inkar eden ve inkar etme üzerinde ısrar edenlere de ki: Gerçi siz benim risaletimi inkar ediyorsunuz, ama Allah kimin O'nun tarafından insanları hidayete erdirmek için geldiğini ve hidayet ve aydınlatma vesilesi olduğunu ve kimin sapkınlık içinde olduğunu ve ilahi hidayete ermeyi kabul etmediğini herkesten daha iyi bilendir.

Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz.

1 – Kur'an'ı Kerim ayetlerinin inmesi ve halka tebliğ edilmesi, kafirlerin muhalefet etmelerine ve sonunda İslam Peygamberi'nin –s– Medine'ye hicret etmesine neden oldu. Ancak Kur'an'ı Kerim'i nazil eden Allah peygamberine, onu bir gün izzet ve onurla Mekke'ye geri getireceğini vadediyor. Nitekim bu ilahi vaat gerçekleşti ve Allah Resulü –s– Mekke'ye geri geldi.

2 – Farizeleri yerine getirmek, sadece namaz kılmak ve oruç tutmakla sınırlı değildir. Bunun yanında Kur'an'ı Kerim tilaveti ve tebliği ve insanları İslam'a davet etmek de farizelerdendir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile