Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 22 Ocak 2016 22:32

Semavi Sureler - 95

Semavi Sureler - 95

Bugün Kur'an'ı Kerim’in 59. Suresi olan Haşr suresi ile tanışmak istiyoruz. Bu sure Medine'de inmiştir. 2 - 7. Âyetlerin de Yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır.

Surede tüm mahlukların Allah Teala’yı tespih etmesi, Müslümanların Medineli Yahudilerle anlaşmalarına ihanet etmeleri yüzünden karşı karşıya gelmesi, Medineli münafıklar ve Yahudilerle işbirliği, Müslümanlara genel nasihatler ve tavsiyeler, Kur'an'ı Kerim’den ilginç bir vasıf, Allah Teala’nın cemal, celali ve isimleri gibi konular yer alıyor.

Haşr suresi yüce Allah’a tespihle başlıyor ve ilahi tespihle son buluyor.

Haşr suresi şöyle başlıyor: Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tespih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.

Kur'an'ı Kerim bir çok ayetinde yeryüzünde ve göklerde ister melek, ister insan, ister hayvan, ister bitki, ister eşya, tüm mahlukların yüce Allah’a tespih ettiğine işaret ediyor. Bazı bilginler varlık aleminde tüm mahlukların bizleri idrak edemediği bir nevi idrak ve şuura sahip olduklarını ve hepsinin Allah’ı tespih ettiklerini, ama biz bunu idrak edemediğimizi beyan ediyor.

Asrı saadette Medine’nin çevresinde Dadiroğulları, Kureyzaoğulları ve Kaynukaoğulları olmak üzere üç Yahudi kabile, Müslümanların civarında yaşıyordu. Bu kabileler İslam Peygamberi –s– ile barış anlaşması imzalamıştı, fakat ne zaman ellerine fırsat geçtiyse anlaşmayı ihlal etmekten de çekinmedi. Örneğin hicretin üçüncü yılında Uhud savaşı sırasında Yahudilerin elebaşı Kaab bin Eşref, Yahudilerden kırk kişiyle birlikte Mekke’ye gitti ve Kureyş’le anlaşma yaparak İslam Peygamberi –s– ve Müslümanlara karşı savaşmaya karar verdi. Bu haber vahiy yoluyla İslam Peygamberi’ne –s– ulaştı.

Tarihte belirtildiği üzere bir gün Allah Resulü –s– bazı önde gelen sahabe ile birlikte Nadiroğulları kabilesine geldi. Allah Resulü –s– Yahudilerin kalesinin dışında Kaab bin Eşref’le görüşürken, Yahudiler hemen bir komplo kurmaya başladı ve birbirine şöyle dedi: bizden biri çatıya çıksın ve onun başına büyük bir taş atsın ve böylece işini bitirsin. O sırada Yahudilerden biri bunu yapmaya hazır olduğunu söyledi ve çatıya çıktı. Ancak Resulullah vahiy yoluyla bu komplodan da haberdar oldu ve hemen kalkıp Medine’ye döndü. Sonunda ve Allah Resulü –s– Yahudilerin anlaşmaya bağlı kalmadığından emin olduktan sonra Müslümanları sözünü tutmayan Yahudi aşiretle savaşa hazırladı. Yahudiler bu hazırlıktan haberdar olunca hemen güçlü ve sağlam kalelerine sığındı ve kalenin kapılarını sıkı sıkı kapattı. İslam Peygamberi –s– yüce Allah’ın izniyle Yahudilerin kuşatılmasını emretti. Kuşatma bir kaç gün sürdü. Allah Resulü –s– kan akıtılmasını önlemek için Yahudilere Medine topraklarını terk etmelerini önerdi. Yahudiler de öneriyi kabul etti ve mallarının bir kısmını yanlarına aldı ve gerisini de korkudan bırakarak o bölgeden ayrıldı. Yahudilerden geriye kalan mallar ve arsalar ve bahçeler ve evler de Müslümanların eline ganimet olarak geçti.

Haşr suresinin ilk beş ayeti bu maceraya işaret ediyor. Surenin ikinci ayeti Nadiroğulları Yahudilerinin Medine’den sürgün edilmelerine işaret ederek şöyle buyuruyor:

Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı.

Ayetten anlaşıldığı üzere Nadiroğulları Medine’de geniş imkanlara sahip olan bir aşiretti, öyle ki ne kendileri ne de başkaları bu aşiretin kolay kolay yenileceğini zannediyordu. Fakat yüce Allah hiç bir şey O’nun güç ve iradesi ve azametine karşı dayanamayacağını herkesi ispat etmek istiyordu, üstelik hiç bir savaş ve çatışma yaşatmadan Nadiroğullarını Medine topraklarından sürgün ederek bu hakikati aydınlattı. Ayet şöyle devam ediyor:

Ama Allah (O'nun azabı), onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı.

Evet, yüce Allah görünmez ordusunu, yani korku ordusunu hain Yahudilerin kalbine musallat etti ve her türlü direniş veya tepki gücünü onlardan aldı. Böylece onları öylesine bir sıkıntıya sürükledi ki evlerinin yıkılması için müminlere yardım etmeye başladı. bu olayda ilginçtir ki Müslümanlar dışarıdan Yahudilerin kalesini yıkıp içeri girmek isterken, Yahudilerin kendileri de kendi evlerini kendi elleri ile yıkıyor ve sağlam Müslümanların eline geçmesini istemiyordu. Ancak bu işin sonucu, Yahudilerin tüm imkanlarının yıkımı oldu.

Ayet en son genel bir sonuç olarak şöyle buyuruyor:

Ey akıl sahipleri! İbret alın.

Burada maksat, insanların olayları açık göz ve dikkatle irdelemeleri ve ders almalarıdır. Gerçekten de bu kabilenin kaderi, onca askeri imkanlarına ve güçlü kalelerine rağmen ibret vericiydi, çünkü bu zümre hatta silaha sarılamadan Müslümanların karşısında teslim olmuş ve kendi evlerini kendi elleriyle yıkmış ve malını mülkünü geride bırakarak başka yerlere gitmek zorunda kalmıştı.

Haşr suresinin 11. Ayetinden sonraki bir kaç ayette münafıkların sözünü tutmayan Yahudilerin fitnelerinde ifa ettikleri rolü beyan ediyor.

Münafıklar Yahudilere mesaj gönderir ve biz sizinleyiz ve size yardım edeceğiz, der. Ancak Kur'an'ı Kerim onları yalancı ilan eder ve savaşa katılmak ve Yahudilere yardım etmek istemediklerini, eğer savaşa katılsalar bile savaş arenasından kaçacaklarını, çünkü münafıklar imansız olduklarını ve ilahi gücü bilmediklerini ve Yahudilerden daha fazla Allah’tan korktuklarını buyurur.

Haşr suresi 14. Ayette münafıkların korkaklığı gibi bazı özelliklerine işaret ediyor ve bu zümrenin toplu halde korunan yerlerin veya duvarların ardında kalan yerlerden başka yerde sizinle savaşmayacağını buyurur. Münafıkların arasında sürtüşme ve ihtilaf fazladır, fakat görecede onları birlik zannedersiniz, oysa gönülleri dağınıktır.

Gerçekte ayet imansız insanların görece birliği ve birlikteliği sizleri kandırmaması konusunda ikazda bulunuyor, çünkü onların görece birlikteliğinin ardında dağınık gönüller yer alıyor. Onların her biri sırf kendi maddi çıkarlarını düşünüyor. Oysa müminlerin vahdeti ve birlikteliği ilahi değerlere ve imana dayanıyor.

Surenin 16. Ayeti ise münafıkları şeytana benzetiyor. Şeytan insana söz veriyor, ama sözü kandırmaktan başka bir şey değildir. Nitekim bir çokları başkalarına söz verir, ama tehlike sırasında söz verdikleri kişiyi kendi haline bırakır:

Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.

Haşr suresinin 21. Ayeti ise Kur'an'ı Kerim’in azamet ve ihtişamından söz ederken şöyle buyuruyor:

Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.

Gerçekten nasıl olur da dağ onca haşmetine karşın Kur'an'ı Kerim’in azamet ve ihtişamı karşısında huşu içinde olur da, bazı insanların kalbi taştan bile daha ser olur?

Gerçekte ilahi zatın hakikatini tanımak bizim için mümkün değildir, fakat yüce Allah’ın pak ve emsalsiz zatını simgeleyen ilahi sıfatları ve adları bilmek bizleri bir ölçüde Allah Teala ile tanıştırabilir. Haşr suresinin son üç ayeti bazı ilahi adları ve sıfatları beyan ediyor. Bu ayetler insanı ilahi adların ve sıfatların nurani alemine götürür ve insan Allah katına yakınlaşmak istiyorsa, bu ilahi sıfatları bilmesi gerekir.

Surenin 22. Ayeti şöyle buyuruyor:

O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.

Burada her şeyden önce tevhid meselesine vurgu yapıyor. Tevhid ilahi marifetin temel kökü,cemal ve celali ile ilgili sıfatların mayasıdır. Ayet daha sonra ilahi ilim, hikmet,görülen ve görülmeyen her şeyin Allah Teala için aşikar olduğunu vurguluyor. Gerçekten de ister görülen ister görülmeyen alemler olsun, her ikisi Allah Teala’nın ilmi karşısında birdir, çünkü yüce Allah her yerde vardır. Bu yüzden hiç bir yer O’nun ilminin dışında değildir.

Haşr suresinde bir sonraki ayet ise şöyle buyurmakta:

O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.

Sure son ayette bu sıfatları şöyle tamamlıyor:

O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile