Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 10 Ocak 2016 12:08

Suudi Despotlarının Çırpınışı!..

Suudi Despotlarının Çırpınışı!..

Cahit Kılıç

Büyük bir iştiha ile saldırıp Suriye'de mevcut rejimi yıkarak yerine sözde Sünnî, özde Vahabi – Selefi bir kukla rejimi kurmak isteyen Suudi despotizmi, Vladimir Putin'in 30 Eylül 2015 tarihinde bölgede başlayan çok sert müdahalesiyle; kulağının dibine sağ kroşe yiyen boksörler gibi yere serildi...

Milyarlarca dolar akıtıp imal ettiği terör örgütleri, Rus uçaklarının yağmur gibi yağdırdığı bombaların altında göz göre göre eriyip gidiyor...
Mezhepçi anlayışla ortaklık ettiği Tayyip Erdoğan da, eski dostu Putin tarafından, hem de Antalya'da üstü kapalı olarak ama herkesin gayet net anladığı bir şekilde "Terör örgütlerini destekleyen, onların petrolünü satın alarak finansman sağlayan" bir devlet başkanı olarak hedefe kondu. Ayrıca G20 toplantısı sonrası sükseyle karışık reklam yapmak isteyen Tayyip Erdoğan'ı susmak zorunda bıraktı...
Rus uçağının düşürülmesinde kim ya da kimler söz sahibi oldular, o da bu saate kadar açıklık kazanmış değil. Açıklık kazanan en önemli hadise; Tayyip Erdoğan'ın Suriye'de kukla rejim kurarak koltuğunun altına almak isteği, diğer bölge ülkeleri üzerinde de etkili bir siyasetle baskı kurmak ve bölgenin lideri olmak hevesleri kursağında kaldığıdır.
Son haftalarda açıkça görüldüğü gibi; mezhepçi Suudi despotları ile mezhepçilikten kendisine "büyük devlet adamı ve bölgesinin lideri" payesi çıkarmak isteyen Tayyip Erdoğan, başından beri olduğu gibi yine ortak pozisyon almaya devam ediyorlar.
Suriye'de dört yıl boyunca sarf ettikleri emek ve milyarlarca dolar boşa gitti. Hâl böyle olunca, dünyadan tamamen tecrit edilen Tayyip Erdoğan, tıpkı ortağı Suudi despotlarının da yıllardır yaptığı gibi, yelkeni Siyonist devlet İsrail'e doğru kırmak zorunda kaldı.

***
Diğer taraftan Suudi kralı Salman'ın Yemen'e saldırısında lojistik destek veririz diyen ancak kaale bile alınmayan Tayyip Erdoğan, o günlerde İran'ı ziyaret etmiş, İran için mültefit sözler söylemiş, dönüş uçağında "Ne Sünni'yim, ne Şia. Benim dinim İslâm'dır" diyerek doğruyu söylemiş ama kimseyi inandıramamıştı. Aslında bunun nasıl bir takiyye olduğu bugünlerde çok daha net anlaşılıyor.
Mısır'da İhvan mensupları için verilen idamlara isyan eden Tayyip Erdoğan, Suudi despotlarının günahsız Şeyh Nemr'in kafasının kesilmesine neredeyse methiye düzecek!
İhvan için açılan dört parmağın geride kaldığı, şimdilerde darbeci general Sisi ile barışmak için kral Salman'ı ikna etmeye çalışan Tayyip Erdoğan'ın derdinin İhvan olmadığı, dört parmağın Türkiye'deki İhvan sempatizanı Müslümanların oyunu almaya matuf bir politik manevra olduğu, bugünlerde çok daha iyi anlaşılan bir diğer husus...
Değil mi ki, daha birkaç yıl öncesine kadar Vahabi- Selefi akımı İslâm dışı gören Türkiye Sünniliği, Suudi despotları ve ortakları Tayyip Erdoğan – Ahmet Davutoğlu sayesinde bugün Türkiye'de yüzde 10'dan fazla Vahabi-Selefi sempatizanı yaratmışlardır...
Ülkemizde IŞİD adlı sapık örgütün bile yüzde sekiz sempatizanı olduğu tespit edildi...

***
Daha önce de yazmıştım. Bugün de yazıyor ve soruyorum: Suriye'ye ruh hastası sapık katillerin Türkiye sınırlarından geçirilmesi, eğitilmesi ve silahlandırılması için Suudi despotlarından gelen yüz milyonlarca doların ne kadarı yetkili kişiler tarafından iç edildi?
Yoksa bunca iş, birilerinin babasının hayrına mı yapıldı?
Özel hastanelerde tedavi edilen teröristlerin masrafları hangi fondan ödendi?
Meselâ, diyelim ki bin dolarlık bir tedavi masrafı için, Suudi despotlarına kaç bin dolarlık fatura kesildi?
***
Suriye ve Irak'a doldurulan on binlerce sapık katil ile bir türlü başarıya ulaşamayan Suudi despotları, gittiler Yemen halkına saldırdılar. Sivil halkın üzerine bomba yağdırıyorlar.
Alzheimer hastalığından dolayı akıl sağlığı yerinde olmayan kral Salman bin Abdülaziz, otuz yaşındaki oğlu Muhammed bin Salman bin Abdülaziz'i savunma bakanı, efemine kişiliğiyle bilinen Adil El Cubeyr'i de dışişleri bakanı yaptı...

***
Onlar da kalktı, kendi iradesiyle kendi yönetim biçimini, daha doğrusu totaliter azınlığın yerine çoğunluğun temsil edileceği demokrasiyi ikame etmek isteyen Yemen halkına savaş açtılar.
Bu savaşta, bugüne kadar Yemen her ne kadar havadan bombalansa da, kara savaşlarında Yemen ordusu Suudi birliklerini darmadağın etti. Suudi askerleri cepheden kaçmaya başladılar.

***
Dünya devletlerini yöneten riyakârlar, Suriye'ye demokrasi götüreceğiz diye Suriye'yi viran ettirdiler ama Yemen halkının kendi geleceğini belirleme iradesine havadan bomba ile cevap verdiler.
Özellikle devletleri yönetenler diyorum. Çünkü dünya kamuoyu, yani sivil halk, bugün Yemen'e yapılan alçaklığı açıkça lanetliyor. Özellikle Latin Amerika halkları, basın yayın organlarında çıkan yazılarla, çizilen karikatürlerle Suudi despotlarının yüzüne tükürüyorlar...

***
Suriye'de hezimete uğrayan, Yemen'de de hezimetin geldiğini gören akıl sağlığı bozuk kral Salman ve mahdumu, liderliklerini yaptıkları Katar, BAE, Kuveyt, Bahreyn ve diğer Arap emirliklerini de elden kaçırmamak ve gündemde kalabilmek için tuttular günahsız Şiî din adamı Ayetullah Nemr'in kafası keserek şehit ettiler.
Böylece Ortadoğu'da kan gölüne çevrilen topraklar yetmiyormuş gibi bir de resmi devlet yöntemiyle yeni bir mezhep çatışmasının kapısını araladılar.
Hedeflerindeki ülke, son dört yıldır Suriye ve Irak'ta "Direniş Ekseni" denilen mazlum halkların ayakta kalabilmek için sırt sırta verdikleri oluşumun liderliğini yapan İran oldu.
Batılı ortaklarıyla birlik olmalarına rağmen bir türlü yenemedikleri İran'ı, yalnızlaştırmak ve bölgeden izole etmek istiyorlar.
Ne kadar zor bir işe soyunduklarını, geliniz Suudi hanedanına mensup, gençliğinde sol eğilimli olmasından dolayı "Kızıl Prens" diye anılan, kral Salman'ın kardeşi Talal bin Abdülaziz'den dinleyelim:

""Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz'in kardeşi Talal bin Abdülaziz, Almanya'da yayın yapan Fax televizyonuna:"İran'ın sahip olduğu askeri gücün Arabistan açısından ne denli büyük tehlike oluşturduğuna" dair önemli açıklamalarda bulundu.
Talal bin Abdülaziz "İran'ın isterse 24 saat içerisinde Suudi Arabistan'ın tüm altyapısını ve askeri gücünü çökertecek güce sahip olduğunu"belirterek şöyle konuştu:
"Müttefiklerimiz bize İran'ı tehdit etme gibi büyük bir risk almayacaklarını, eğer böyle bir şey yapacak olurlarsa cehennem kapılarını yüzlerine açmış olacaklarını söylediler. İran Yemen değildir, isterse 24 saat içerisinde Suudi Arabistan'ın tüm altyapısını ve askeri gücünü çökertecek güce sahip. Suudi Arabistan'ın müttefikleri Yemen savaşında bize ihanet etti, çünkü müttefiklerimiz Yemen'in, düşmanlarına mezar olacağını çok iyi biliyorlardı"
Talal bin Abdülaziz ayrıca Suudi Arabistan açısından Yemen savaşının için çok büyük bir hata olduğuna değinerek sözlerini sürdürdü: " Biz şimdi Yemen'le her türlü mutabakata varız, ancak savaş öncesi mutabakat imzalamaya yanaşmıyorduk"
Talal bin Abdülaziz Arabistan'ın müttefiklerinin vefalı olmadıklarını belirterek Arabistan'ın Yemen savaşına ayırdığı bütçeye ilişkin açıklamalarda da bulundu:
"Yemen'i bombalayan pilotlar kiralık pilotlardır, Arabistan bütçesinin büyük bir bölümü onların giderlerine ayrılıyor. Kiralık pilotlar, ABD, Mısır, Hindistan ve Pakistanlıdır. Her uçuş için 7500 dolar almaktadırlar" diyen Talal bin Abdülaziz Arabistan bütçesinin büyük bir bölümünün Yemen'i bombalamak üzere parayla dışarıdan getirtilmiş pilotlara ayrıldığını itiraf etti.
Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanını korkak olarak niteleyen Talal bin Abdülaziz konuşmasını ; "Müttefiklerimizin kara savaşından çekinmekte olduğunu duyan askerlerimiz korkudan savaştan kaçtılar" sözleriyle sonlandırdı.""

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile