Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 29 Aralık 2015 10:21

Resulullah –saa- İslam Dünyasında Vahdet Simgesi

 Resulullah –saa- İslam Dünyasında Vahdet Simgesi

Cahiliyetten buz kesmiş yer küresi, Rebi'in- baharın gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu; ta ki nübüvvetin duru çeşmesi tekrar ona can versin. O geldi ve yaşam onun gelişi ile yeni bir hayat buldu ve varlık seması gözleri kamaştıran ışıkla aydınlandı. Onun gelişi ile yorgun bedenler ve canlar, لا اله الا الله, "La ilaha illa Allah'ın" hoş nağmesi ile çağrılarak, tevhid bayrağı altında saadet ve erdemlik zirvelerine doğru yol aldı.
Evet Muhammed geldi, gönüllere derman olan, sözlerinin hoş kokusu ve ıtri, sonsuza kadar mülk ve melekutu dolduran Muhammed geldi. Onun fermanı hala Müslümanları kardeşlik misakına çağırırken, insanlığı dayanışma içinde yaşamaya davet ediyor.
İslam Peygamberi, âlemlere rahmet olarak gönderilen, son ilahi Resul, Hz. Muhammed'in –saa- kutlu veladet günü ve vahdet haftasını tüm Müslümanlara tebrik ederken, Yüce İslam dini Peygamberi'nin –saa- Müslümanlar arasında dayanışma ve gönül birliği oluşmasındaki rolüne değinmek istiyoruz.

Vahdet haftasında bulunuyoruz. Vahdet haftası, bazı rivayetlere göre Resulullah'ın –saa- 12 ve bazı diğer rivayetlere göre 17 Rebiulevvel tarihinde dünyaya gelişi haftasıdır. Söz konusu iki gün arasındaki günler, İran İslam Cumhuriyeti kurucusu rahmetli İmam Humeyni –ra- tarafından ve Müslümanlar arasında vahdetin oluşması hedefi ile vahdet haftası olarak isimlendirildi. Vahdet, Müslümanların kendi mezheplerinin yanı sıra, tevhid, Kur'an Kerim, Resulullah –saa- ve sünneti ve siyeri gibi dini ortaklıklar ekseninde İslam'ın özü ve Müslümanların toplumunu tehdit eden tehlikelere karşı gönül birliği ve dayanışma içinde, çeşitli mezhep, siyasi, ırk ve dil gibi farklılıklardan kaçınmalarıdır. Günümüz dünyasında vahdet, hayati bir zarurettir. Zira İslam ve Müslümanlar tüm dünyada hedef tahtasına oturtturulmuş ve onlara karşı planlar yürütülmekte. Bu yüzden tüm Müslümanlar Allah'ın emrine boyun eğerek, Resulullah'ı –saa- örnek alarak, o hazretin siyerine göre hareket etmelidirler. Öyle bir Peygamber ki savaş ve yağmalamayı bir onur bilen kültürsüz cahiliyeden, samimi ve birlik içinde bir toplum yaratmayı başarır.

Resul Ekrem –saa- İslam hedeflerini ilerlettirmek ve Yüce amacına ulaşmak için halk arasında vahdet ve birlikteliğin önem ve rolüne tamamen vakıftı. Bu yüzden vahdetin oluşması için çok çaba gösterdi. O hazret Medine'ye varışı ardından Müslümanların izzet ve iktidarı için köklü yöntemler izledi. Bu yöntemlerden biri, dönemin islami vahdetin en bariz stratejilerinden biri olan çeşitli gruplar arasında kardeşlik anlaşmasıdır. Söz konusu anlaşmada, Medine halkı kendi aralarında kardeşlik anlaşması imzaladılar. Mekke'den hicret edenler ve Medine halkı arasında düşünce ve muaşeret açısından çok fark vardı. Medine halkının çoğunu oluşturan Hazrec ve Evs kabileleri arasında şiddetli kan savaşı ve düşmanlık vardı, öyle ki iki kabile arasındaki düşmanlık ve savaşlar 100 yılı aşmıştı!

İslam Peygamberi –saa- İslam'ın Medine ve sosyal konum, ırk ve kabile konusunda savaşların yaşandığı diğer bölgelerde ayakta kalamayacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden zekice aldığı kararla, onları ikişer ikişer kardeş olarak ilan etti. Hz. Muhammed –saa- genel bir toplantıda muhataplarına hitaben onların ikişer ikişer din kardeşi olmalarını istedi.
Bu kardeşlik bağı, her Müslüman'ın diğer Müslüman'ı kendine tercih edecek kadar güçlendi. Yazılanlara göre bir gün savaş ganimetleri dağıtılırken, Medine halkı olan Ensar'a hitaben, istedikleri takdirde Mekke'den hicret eden Muhacirleri, ganimete ortak etmelerini, aksi takdirde tüm ganimetin onlara ait olacağını buyurdu. Fakat Ensar, tüm ganimetleri Muhacir kardeşlerine bağışlamakla kalmayıp, onları kendi ve mal varlıklarına da ortak edeceklerini belirttiler.
Aslında Resul Ekrem –saa- Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik anlaşması ile eşine rastlanmayan bir vahdet oluşturdu. Bu vahdet Müslümanlar arasında birliktelik ve dayanışmayı pekiştirdi.

İslami vahdet, Müslümanların tüm tarihi, sosyal ve siyasi alanlarındaki izzet ve zaferinin önemli sebebidir. Buna karşılık tefrika ise zillet, dağılma ve İslami ümmetin insani gücünün heba olmasından başka sonucu yoktur. İslam Peygamberi –saa- İslam ümmeti arasında vahdeti gerçekleştirmek için ırkçılık, kavimcilik ve yersiz ırkçılıkları sadece lafta değil, pratikte de nefyetti. Resul Ekrem –saa- Zeyd bin Haris'i İslam ordusu komutanı, Bilal Hebeşi'yi özel müezzini seçerek, o Habeşi köle ve Kureyşli seyidin kendi nezdinde eşti olduğunu, zira İslam'da ölçünün, takva olduğunu gösterdi.
Bir gün Selman Farsi Nebi Ekrem camisinde sahabelerle birlikte oturmuştu. Konuşma asalet, soy ve ırktan laf açılınca her kes kendi soyu ile ilgili bazı şeyler söyler, onunla övünürken, sıra Salman'a geldi ve ondan kendi soyu ile ilgili bilgi vermesini istediler.

İranlı bir çiftçinin evladı olan Selman kendi soyu ve ırkının iftiharlarından söz etmektense, " Benim adım Salman ve Allah'ın kullarından biriyim. Sapmıştım; Allah Muhammed –saa- vasıtası ile bana yol gösterdi. Fakirdir; Allah Muhammed –saa- eli ile beni gani yaptı. Köle idim; Allah Muhammed eli ile beni özgürleştirdi. Bu benin soyumdur" dedi.
Bu sırada oraya gelen Resulullah –saa- olaydan haberdar olunca, tümü Kureyş'ten olan cemaate hitaben, "Ey Kureyş halkı! Kan ne demek? Irk ne demek? Herkesin övünmesi gereken ise onun dinidir. Her kesin erkekliği, onun huy, davranış, kişiliği ve daha fazla çalışmasıdır. Her kesin soyu ve kökü, onun akıl, anlayış ve bilgeliğidir; akıldan üstün ırk ve kök var mı?" diye buyurdu. Böylece Resulullah –saa- ırk ve kavimsel taassupları nefyederek, İslami vahdetin kurucusu odu.

Resul Ekrem, etnik taassupları yok etme doğrultusunda, yoksullar ve mustazafları destekledi; bir çoğu köle olan ve hiçbir kavim veya kabilenin desteğine sahip olmayanlar, tüm sosyal ve siyasi haklardan mahrum olanlar.
Hz. Muhammed –saa- insanların fıtratlarında eşit olduklarını çok iyi biliyordu. Tüm insanlar, insani duygular, irade ve ruha sahipler ve onların ırk, cilt rengi, lisan veya doğum yeri farklılıkları, aralarında ayırımcılık sebebi olamaz. Diğer yandan, köleler ve sahipleri arasında bin yıllık kök salan bir düşüncenin, kültürel gelişmeden başka hiçbir şeyle değişmeyeceğinin bilinceydi. Zira köleler zamanla iradelerini kaybetmiş bağımsızlığın anlamını yitirmişlerdi. Sahipleri de ilahi hukukta, siyasi ve sosyal açıdan köleleri ile eşit olduklarını asla düşünemezlerdi.
Fakat Resulullah kendi bilgeli yöntemleri ile bu konuyu, İslami eğitim yöntemleri ile çözdü.

Hz. Muhammed –saa- ilk başta her hangi bir sebepten her iki tarafı çağırır onlara "sahipler ve köleler, birbirinin kardeşidir ve hepsi bir ırktandır, kaynakları topraktır. Beyazlar siyahlara hiçbir üstünlük ve meziyeti yoktur. Köleler sizin eliniz altında çalışan kardeşlerinizdir ve hak sahibidirler. Siz yediğiniz her şeyden onlara yedirin ve giydiklerinizden onlara giydirin. Onları zor ve ağır işler yapmaya zorlamayın ve işlerde onlara yardım edin" diye buyururdu.
Resul Ekrem –saa- ayrıca şöyle buyurdu: Onları çağırınca saygılı olun ve kölem, ya da cariyem diye onlara seslenmeyin. Tüm erkekler Allah'ın kuludur ve kadınlar da Allah'ın cariyeleridir.
Bu bağlamda Resul Ekrem –saa- eşi Hz. Hatice'nin –sa- kendisine bağışladığı Zeyd bin Harise'yi serbest bıraktı ve kamuoyunu ıslah etmek için onu evlatlığa kabul etti. Zeyd büyüyüp genç biri olunca da, o dönemde çok yaygın olan ırkçılığı yok etmek amacı ile halasını kızı ve kureyşin kızlarından Zeyneb'i onunla evlendirdi.

Medine'de tefrika ve ihtilaf akımları her zaman gizli ve açık şekillerde Müslümanlar arasındaki vahdeti yok etmeye çalıştılar. Fakat Resul Ekrem –saa- siyasi dirayet ve zekice onları idare ediyordu. Örneğin İslam tarihinin tanınmış simalarından ve münafıkların elebaşı olarak bilinen Abdullah bin Ebi, görünüşte sahip olduğu tüm imana rağmen, Müslümanlara darbe indirmek için her yola başvurup her fırsatı kullanırdı. O hatta Mekke müşrikleri ile bağlantı kurarak, onları gizlice Müslümanlara karşı kışkırtıyordu.
Abdullah bin Ebi ayrıca, anlaşmalarına uymamak ve Müslümanlarla savaşmak için Medine'deki Yahudileri de kışkırtmakta önemli rolü vardı. Onun tüm bu çalışmalarından haberdar olan Hz. Muhammed –saa- Müslümanlar arasında tefrika oluşmaması için ona iyi davranıp, hareketlerini kontrol ediyordu. Aslında Resul Ekrem –saa- göz yumulabilecek konulardan geçerek, o dönemde Müslümanlara iktidar ve izzet kazandıran vahdeti korumaya çalışıyordu. 3
Hiç şüphesiz çağımızda da Hz. Muhammed'in –saa- sünnet ve siyersini örnek almakla, karşı tarafın görüşlerine katlanmak, düşman komplolarına karşı basiret, vahdetin oluşması için Müslümanlara aydın ufuklar oluşturacaktır.009-015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile