Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 25 Aralık 2015 16:18

Anayasa yok ki sistemi değiştirelim

Anayasa yok ki sistemi değiştirelim
Davutoğlu'nun takvimi açıklanan liderler turunun en önemli maddesini anayasa, dolayısıyla başkanlık sistemi teşkil ediyor.

Uzun iktidar yıllarında AK Parti'nin 3. Anayasa Teşebbüsü, bu görüşmelerle fiilen başlayacak. İlk ikisini hatırlayalım. Birincisi Ergun Özbudun Hoca'nın beş kişilik bir ekiple, 2007 seçimlerine eşlik eden anayasa hazırlığı idi. 27 Nisan e-muhtırasını karşılamak üzere girişilen bu teşebbüs, hayat normale dönünce sona ermişti. İkinci teşebbüs, 2011'de Meclis'teki anayasa komisyonu ile başladı, son dönemeçte AK Parti'nin gündeme getirdiği başkanlık sistemi önerisi üzerine akamete uğradı. Bu seferkinin de iki sebepten pek şansı yok. Birinci sebep iktidar partisinin referandum çoğunluğuna sahip olmaması. İkincisi ise daha başında bu teşebbüsün bir başkanlık sistemi arayışı şeklinde yola çıkması.

Benim ısrarla söylediğim şey, yargının bağımsız olmadığı, kuvvetler ayrılığı prensibine uyulmadığı bir ülkede anayasanın mevcut olmaması. Yeni anayasa eskisi ile yer değiştirmeyecek, bir boşluğun içinde vücut bulacak. Mevcut anayasa, yangından mal kaçırır gibi çıkan ve yargı bağımsızlığını yok eden sulh ceza hakimliği ve HSYK kanunları ile ortadan kalktı. Demek ki kanunla anayasa iptal etmek mümkünmüş. Türkiye'de anayasal sorun büyük ve uygulanan bir anayasa yok. Anayasal sorunun başında ise yargı bağımsızlığının kaldırılması ve kuvvetler ayrılığı prensibinin işlememesi geliyor. Yargı bağımsızlığı muhalefet partileri de dahil, iktidarın keyfi ve denetimsiz gücü karşısında tek güvencemiz. Yargı bağımsız olursa, kuvvetler ayrılığı işlerse iktidar içinde güç kimin elinde olursa olsun diyebilirsiniz. Çok önemli bir başlangıç noktası bu; çünkü bizler başkanlık sisteminde de olmazsa olmaz kabul edilen kuvvetler ayrılığı prensibine uyulmadığı için derin bir sorun yaşıyoruz. Anayasa gündeminde dikkatimizi işte bu hayatî meseleye yani yargı bağımsızlığına odaklamamız lâzım. İkinci mesele de kurulacak anayasal düzenin kalıcılığı meselesi.

Geçici olanla kalıcı olanı ayırt etmek, feraset işi. Her ikbal dönemi gibi, Erdoğan dönemi de eninde sonunda sona erecek. Bugün başkanlık sistemi olarak gündeme gelen arayışı düşünün, Erdoğan'dan sonra da bir başkanımız olacak mı? Yoksa bir ara dönem kapanacak ve yeniden restorasyona mı girişeceğiz?

“Partili cumhurbaşkanlığı” başkanlık sistemi veya parlamenter sistem gibi bir anayasal sistem değil. Parti rekabeti üzerine inşa edilen parlamenter sistemde, partilerin üstlendiği vazgeçilmez rolü cumhurbaşkanının otoritesini arttıracak bir imkâna dönüştürüyor. Bu bir “imkân” olacak ve güçlü parti başkanları cumhurbaşkanı olduktan sonra şayet isterse bu imkânı kullanacak. Partilerin uzlaşmasıyla seçilen bir cumhurbaşkanı ise otomatik olarak bu imkândan mahrum olacak. İkinci tura kalan bir seçimde, partilerin koalisyon halinde destekleyeceği bir adayın cumhurbaşkanlığını kazanması halinde “partili” sıfatı devam edebilir mi?

“Partili cumhurbaşkanı”nın, partinin üyesi değil, genel başkanı olacağını belirtmeye gerek yok. Oligarşinin tunç kanunu, yani partilerdeki lider sultası otomatik olarak cumhurbaşkanı etrafında kurulacak. Milletvekili adayları, bakanlar, il başkanları, parti merkez organları cumhurbaşkanının talimatı ile belirlenecek. En önemlisi yerel ve genel seçim kampanyaları cumhurbaşkanının meydanlara inmesi ile renklenecek.

Partili cumhurbaşkanı tarafsız olamaz, ülkenin tamamını temsil edemez. Kuvvetler ayrılığı prensibini işletebilmek ve yargı bağımsızlığını sağlayabilmek için partili cumhurbaşkanının yargı ile ilgili bütün fonksiyonlarından hızla uzaklaştırılması gerekir. Görüldüğü üzere partili cumhurbaşkanı düzeni, her şeyden önce bir yargı bağımsızlığı sorunu. Alalım yargı bağımsızlığını verelim partili cumhurbaşkanlığını.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile